Dikey Örgütlenme Ve AKP

Pazar, Hazirane 17, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Türkiye’ de bireylerin sınıfsal niteliklerine göre siyasallaşamamalarının önündeki engel , doğrudan CHP değildir . Dolayısıyla , Eylülist diktatoryanın Sermaye’ nin yerine 82 Anayasası’yla üzerinden geçip kazıdığı emekçi sınıfın mevcut yakışıksız liberal üslubu karşısında Medya’ nın takındığı tavır da , bilimsel olarak nitelenemez . Medya solu görmezden gelir ve giderek elitleşir , ama solu , solcu gibi davranmadığı için eleştirmekten de geri duramaz . Beklediği sosyalist bir kararlılık değildir elbet , kendi çıkarına yöneliktir ve hak ve adalet isteyip Taksim Meydanı’ nda toplanan emekçileri tehlikeli ve yasadışı yollu suçlamaktan da çekinmez olur böylece .

 

Demek ki CHP gibi sol’ cuk eğilimli partilerin ideolojileri üzerinde ısrar ve genişleme ve hatta oraya dönüşme olanakları yoktur , zira medyanın tavrı iyice ortaya çıkartmıştır ki , bu ülkede ki her türlü kamusal atılım gericilik yaftasıyla eşanlamlı tutulmaktadır  . İktidar şansı törpülenmiştir .

 

Mistizmin AKP üzerinden egemen bulunduğu ve kolayca sınıflar üstü siyasallaşabildiği bir yerde , doğaldır ki karşıtları dengelemeyi ivedilikle sağlamak durumunda kalır . Dolayısıyla sağlıksızlığın asıl nedeni CHP ve MHP gibi partilerin sert milliyetçi söylemlerinden ziyade , mistik , dinsel ve hayali argümanları bulunan   AKP’ de aranmalıdır . Katı ve kalıplaşmış cumhuriyetçiliğin kaynağı ancak AKP’ nin mistik tavırlarıyla izah bulur .  Cumhuriyetçilik bir kavrama , idrak ve tercih meselesiyken  , İslam ve benzeri mistik hikayelerin doğuştan bireye yedirilmesi , gerçek , sınıflara dayalı demokrasinin önünde ki en büyük engeldir .

 

Sendikalaşmak yerine fabrikanın ortaya yerine mescit diken zihniyetin demokrasisi budur işte . Sonunda , yatay örgütlenen sivil toplum örgütleri değil , tıpkı Alevi dernekleri gibi dikey olanlar , profesörle çaycının , patronla tornacının bir araya gelip diyalektiği kuramadıkları yapay örgütlenmeler hakim kılınmıştır .

Emeğin Kontrolü , ii

Perşembe, Hazirane 14, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

[Sermaye-taşeron ilişkisi , Türk dış politikasının özeti gibidir  adeta. Sermaye gözünü dikmiş işe bakarken , taşeronun amelesiyle ilgilenmez hiç . Kendi çalışanlarına sağladığı gösterişli güvenceyi , taşeronun çalışanına da vermek gibi bir zorunluluğu olmamıştır asla  .Onun açısından ucuz iş gücü, taşeronu da ucuzlaştıracaktır .]

i . Sonuçta her şeyde olduğu gibi , dış politikanın doğrudan bizi ilgilendiren hususları da bireysellikle sınırlıdır . Cumhuriyete ve onun uzantısı tüm devletçi politikalara atfedilen gericilik yaftasına rağmen , görülüyor ki , liberal hükümetler bile  eleştirdikleri şeyin bir benzerine dönüşmekten çekinmiyorlar . Oysa demokrasinin temeli bireye hizmet etmiyorsa demokrasi işe yaramayan bir söylenceden ibarettir  .

ii . Eğitim, sağlık ve çalışma güvenliği gibi  sosyal teminatların terk edilmesi , ama dışa bağımlı , sermaye eksenli bir demokrasinin sonucudur . O halde , temsil edenin itibarı dışarıda ne kadar görkemli olursa olsun , temsil edilenden bu manasız ve ilkel kahramanlık ritüeline inanmasını beklemek de gericiliğin başka türlü bir  işareti olarak algılanabilir .

iii .Aydın , tüccar kafasıyla düşünmeye iyice kaptırmış  olduğundan kendini , elde edilen kazancın nimetleriyle hayaller kurdurmaya devam ediyor halkına . Dünya küreselleşiyor ama emekçi Edirne’ den dışarı kafasını dahi uzatamıyor . Üstelik bunun nedeni olarak kendi fakirliği öne sürülüyor . Demek ki , kendi yurttaşını vandal diye görüp tepkisizleşen bir hükümetin demokratlığından evvel , liberal anlayışından şüphe etmek gerekmektedir .

iv . Evinde oturup devletten iş bekleyen üniversiteliyi eleştiren liberal aydını anlamak bir hayli güçtür bu bakımdan . Bu eleştiriyi yaparken , öbür taraftan ülkenin menfaatini dış sermayede görmek bir çelişki değilse elbet . Evinde oturup bekleyenle ülkesinde oturup bekleyen arasındaki farksızlığı görmekle kalmaz ,ayrıca üzerine de alınmaz hiç.

Emeğin Kontrolü , i

Perşembe, Hazirane 14, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

[ Cahiliyle ve okumuşuyla , hırlısıyla hırsızıyla , sonra bağnaz  tüccar kafasıyla otuz yıldır bacasız sanayiiyle kalkınmayı görev edinmiştir kendine bu ülkenin insanı  , bu yüzden adil bir dış politikayı hakim kılmayı düşleyen tek bir demokrat çıkmamıştır . Demokrasinin bireyi ilgilendiren en küçük noktalarına dahi Norveç usulü bir ayar çekilir,amma , kimliğin coğrafyasına hapsedilmekten öte başka türlü bir netice çıkmaz  ortaya . ]

i . Türk milliyetçiliğinin kaynağı bu yalıtılmışlıktan beslenirken , başka başka yerlerde örgütlenmiş bir faşizmin izlerini  aramaya kalkışmak beyhude bir çabadır . Aydın , var olmayan bir gerçeğin peşinde vakit kaybediyor , kaybettirmeye kararlılıkla devam ediyor.Sermaye rekabeti putlaştırırken , halkın rekabet olanakları elinden alınıyor . Bu çelişkinin izahı , idealize edilmiş sermaye demokrasisinin satır aralarına gizlenmiştir .

 ii . Böylece yurtdışına çıkışına yasak konan aydınla böyle bir yasağa doğumundan itibaren örtülü bir şekilde uymak zorunda kalan emekçinin durumu arasındaki farkta , kendiliğinden ortadan kalkmaktadır . Diğerinin yasağı , bir diğerinin yasağı karşısında daha haklı değildir . Kendi yasaklarına tepki koyan aydın , reel politikaları bahane ederek toplumun geri kalanına uygulanan yasağı izah edemez , durumu meşrulaştıramaz . Hiçbir ticari faaliyet , insan özgürlüğünden yüksek değilse elbet . 

iii . Sonuçta sınırları yüzüne kapatılmış bir millet , er ya da geç mevcut alanını da kaybetme korkusuyla tepki geliştirecektir . Seyahat etme özgürlüğü elinden alınan Türk yurttaşı , Türk hükümetinin Ermenistan’ a uyguladığı insanlık dışı tecridin benzeriyle yaşamak zorundadır . Demek ki sermaye demokrasisi ancak kendine hizmet eden politikalar üretir . Sorunları çözme yetisi barındırmaz , zira sorunun nedenini oluştururlar .

82 Anayasası : Herkes Şikayetçi , Herkes Memnun

Perşembe, Hazirane 14, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

82 Anayasası değişmez , değiştirilemez , değişse bile yerine getirilenin daha ilerici ve özgürlükçü olamayacağı kesindir .

Zira “Evren Paşa” anayasası anti-demokratik olmakla kalmaz , tıpkı ortaçağ sözleşmeleri gibi , bağlayıcı , yasakçı ve despottur da , onun işlerliği üzerinde oligarşinin ve kartel sermayesinin mutabakatı tam ve kesindir . Siyasi partilerin 82 Anayasası üzerinden demokratlığa soyunmaları,devrimci nitelik arz etmediğinden inandırıcı kabul edilemez .

Ezenin kendini ezilenmiş gibi sunduğu , gücü elinde tutanınsa ağlanıp durduğu yeni bir Ortaçağ masalıdır bu .

 

 

Kürtler Ve Milliyetçilik

Salı, Hazirane 12, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

O halde Kürt milliyetçiliği hakkında , ya da daha yumuşak bir ifadeyle Kürt hakları  altında ,  söylenen gerçekleri şöyle bir ifadeyle dile getirmenin de bir sakıncası yoktur : Çoğunluğun anayasal haklarla elde edemediklerini biz , azınlıklar adına milliyetçi tezlerle ifade ediyoruz .

Liberal demokratlar , bir asır sonrasını tahayyül etmeye çabalayan ermişlere dönüşmüşler demek ki . Liberal demokratlar ya faşizmin her türlü boyutunu toptan ret etmek  ya da  milliyetçiliğin her türlüsüne boyun eğmek zorundadırlar  .

Demek ki liberal demokratlar , söz konusu azınlık hakları olduğunda , faşist söylemleri çekinmeden destekleyebiliyormuş . Yabancılaşma yerine öteki kavramının kullanılması , tipik bir faşistlik kurgusu olarak algılanmalıdır .