1

Sn. Babahan

Çarşamba, Hazirane 20, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"1977 1 Mayıs'ında İstanbul'da işbaşındaydılar, Çorum'da, Kahramanmaraş'ta masum insanlar öldürülürken de bir senaryoyu hayata geçiriyorlardı.
7 TİP'linin telle boğularak öldürülmesi emrini kimin verdiği hâlâ belirsiz " , demiş Babahan * , belki de sahip olduğu zihniyette aramalı bunu . Bir taraftan bu insanların hatırasını didiklerken diğer taraftan Sabah Gazetesi’nin içindeki sendikal oluşumları engellemek , nasıl bir düşünce yapısı gerektirmektedir , merak içindeyim .

 

Yalnızca kötü adamlardan değil , kötü fikirli okumuşlardan da bıktık . Aydın diyemiyoruz , zira Babahan gibilerine aydın dersek , G. Politzer gibilerine ne dememiz gerektiğine karar veremiyoruz .

 

*http://www.sabah.com.tr/babahan.html




İsmet Berkan , Nasıl Bir Türkiye İster

Salı, Hazirane 19, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

( Hafta sonunda, ünlü İspanyol gazetesi El Pais'in İngilizce edisyonu elime geçmese fark edemeyecektim. Dört gün önce, yani 15 Haziran'da İspanya demokrasiye geçişinin 30. yılını idrak etti. Evet evet, yanlış okumadınız, sadece otuz yıldır demokrasi var İspanya'da.
36 yıl süren Franco Diktasından sonra 15 Haziran 1977'de ilk serbest seçimini yapmıştı İspanyol halkı. İlk seçimde iktidara gelen Adolfo Suarez'in hükümetindeki bakanların pek çoğu, dikta döneminde de görev yapmış isimlerdi. Ülke bir yanda Katalan, bir yanda Bask ayrılıkçı hareketleriyle bir siyasi fırtınanın eşiğindeydi. Suarez, çok başarılı bir geçiş dönemi yaşattı İspanya'ya. Ve İspanyol demokrasisi, bugün bizim gıptayla baktığımız bir demokrasi.
Bir de Türkiye'ye bakınÖ 1946'da ilk kez çok partili seçim yaptık ama bu seçim çok tartışmalıydı. 1950'de iktidar, 37 yıl sonra kansız biçimde el değiştirdi, ülkeyi 37 yıl boyunca zaman zaman büyük baskı politikalarıyla yöneten parti gitti, yerine 'başka' bir parti geldi.
1960'da ilk askeri darbemizi yaşadık. Ardından kısa süreler içinde iki ciddi darbe teşebbüsü oldu. 1972'de askerler içinde ciddi bir sol cuntalaşma vardı. Ama sonunda sağ cunta kazandı, askerler ülkenin seçilmiş hem de epey yüksek bir oy oranıyla seçilmiş hükümetini istifaya zorlayıp Türkiye'ye ara rejim veya yarı darbe rejimi yaşattılar. 12 Mart rejimi siyasi dengeleri temelinden sarstığı için bütün 70'li yıllar ciddi siyasi kaosla ve bu arada önlenemeyen terör olaylarıyla geçti. (Bu arada 60 darbesinin darbeci subaylarından oluşan 'Milli Birlik Grubu' parlamentodaydı.)
12 Eylül 1980'de bir askeri darbe daha yaşadık. Askeri cunta kendi hazırladığı anayasayı 1982 yılında tartışmaya izin vermeden, hayır propagandasını yasaklayarak halk oyuna sundu. Aynı cunta, 1983 sonunda yapılan seçime kimin katılıp kimin katılmayacağına tek tek adaylar bazında ve partiler bazında karar verdi.
Seçime üç partinin girmesine izin verildi. Bu partilerden ikisinde çok sayıda aday 'veto' yedi. Seçimi kazanan Turgut Özal, ne yazık ki Suarez değildi. Sonradan seçim kazanıp gelenler de Suarez gibi olmadılar, olamadılar.
Belki de rejimin bir türlü 12 Eylül gölgesinden çıkamaması, normalleşemesi yüzünden, 1997'de, askerler bir kez daha siyasi sürece müdahale ettiler, darbe tehdidiyle iktidardaki hükümeti istifa ettirdiler. 12 Mart dönemindeki kadar olmasa da o ara dönemde de parlamento askerin istediği yasaları çıkardı.
Ve şimdi, son askeri darbeden 27 yıl, post-modern adı verilen son müdahaleden 10 yıl sonra bir kez daha askerin siyasete müdahalesini yaşıyoruz. Ordu, Cumhurbaşkanı seçimine açıkça müdahale etti, Anayasa Mahkemesi bu baskı sonucu Cumhurbaşkanı seçimini iptal etti. Bugün darbe ihtimali hala yüksek ve asker konuştuğu zaman hala herkes susuyor. Demokrasinin kendisinin siyasi oy kavgasına dönüştüğü utanç verici bir seçime gidiyoruz.

Bundan 30 yıl önce İspanya belki tarihinde gerçek anlamda ilk kez demokrasiye geçerken Türkiye kadar fakir bir ülkeydi. İlk seçimden 4 yıl sonra bazı askerler parlamentoyu bastılar, yeniden darbe yapmak istediler ama bütün sivil toplum bir oldu, Kralın da sayesinde darbe önlendi. Bugün İspanya, demokrasisinden bir an bile şüpheye düşülmeyen, daha geçen yıl önemli bir komutanının siyasi demeç verdiği için sektirmeden emekliye sevkedildiği ve Türkiye'den kat be kat daha zengin, daha müreffeh bir ülke. Bask ayrılıkçı terörü önemli bir sorun ama bizim terör sorunumuzla kıyaslanamayacak kadar az can alan bir sorun.
Bir de dönüp Türkiye'ye bakın. Bu ülke ekonomik bütün sıçramalarını kör topal işleyen demokrasi zamanlarında yaptı, askeri darbe dönemlerinde değil. Ama 'yeteri kadar demokrasi' olduğumuz daha üç yıl önce tescil edildi, bugün ondan geri noktadayız. Refahımız İspanya'nın bir hayli gerisinde, hayat standardımız da öyle. Ayrılıkçı terör sorunumuza askeri çözüm bir türlü bulamıyoruz, siyasi çözüm yolunu ise pek aradığımız söylenemez.

Bilmiyorum bu kıyaslama size bir şey ifade etti mi? ) *

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224493

İspanya' nın durumu şudur :

1 - Kendi başına karar veremeyen bir ülkeye dönüşmüştür .
2- Bask yandaşları ağır ağır ama kararlılıkla ülkeyi bölünmenin eşiğine sürüklemektedir .
3- Birliğin içerisinde sinmiş , sağlanan refahın karşılığını da Fransa ve Almanya gibi motor ülkelerin dışpolitikalarına boyun eğmiştir .
4- Pek övünülesi demokrasisine ve refahına karşılık terörle mücadele etmeketedir , nedense . Gerçi Berkan'a göre şiddeti daha az bulunduğunda , terör katlanabilir olmaktadır .
5- Şarap üreticisinin hali içler acısıdır .
6- Çalışanların sözleşme ve grev hakları ellerinden alınmış , alınmayanlarsa zor şartlarda çalışmaya iteklenmiştir .
7- İşsizlik sürekli artış göstermektedir .
8- Enflasyon dizginlenemz şekilde  yükselmiştir .
9 - Bir Alman , bir Belçikalı ve bir Fransız için İspanyol,ikinci sınıf insandır .

Aferin Berkan'a .... Kendisi korsakof şahsiyetlerin en birincisidir . Berkan , "Enflasyon - İşsizlik" dengesinin  90 ' lı yıllarda  Birlik'in içerisinde  tümden bozulduğunu göremeyecek kadar kör ve kasıtlı , sağlıksız birleşme süreçlerinin beyhuda bir çabayla neticeleneceğini bu millete anlatmayacak kadar da cesaret yoksunudur .

Bir Korsakof Demokrat

Pazartesi, Hazirane 18, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Doğru mudur bilinmez , ama pek bir yakıştığı gerçektir , Sabah Gazetesi’ndeki sendikalaşma hareketlerinin önüne , tahmin ediyoruz , ancak sn. Babahan gibi sonradan görme bir yayın yönetmeninin tavırlarıyla geçilirdi , nitekim duyumlar ve söylentiler de , Babahan’ ın korsakof portresine uygun gelmektedir .

Açık yüreklilikle itiraf etmeliyim ki , her şeyden evvel portresinde kopukluklar vardı , yerini az çok belli ediyor ama renk vermiyordu Babahan , şimdi  eminim , tıpkı karda yürüyüp izini belli etmeyen tilki gibi yol alıyormuş meğer ; ama böylece , nihayet eksik  kalan kısımlarda tamamlanmış oluyor .
O halde yuvarlayarak ifade edeyim , gazetecinin temel görevi haber vermektir , kaldı ki iktidar yanlısı tüccar-gazeteciler’ in  varlığı da yeni bir şey değil , alışığız , bunların tespiti de pek kolay ; ne var ki bunların allanıp pullanarak kahramanlar misali vitrinlere çıkartılması , her biriciğinin düşünme suçundan hüküm giymiş  , dik başlı , asi , acı çeken filozoflar gibi gerçeğin savaşçıları yollu teşhir edilmesi yeni bir icattır,bizden evvel Batı'da  misalleri varsa bile , yüzsüzlükte bizimkilerin ellerine su dökemezler , bu kesindir ve anlayabilmek için, bazen , yılların geçmesi gerekebilir . Türkiye ‘ de aydını pazarlama yöntemleri doğancılıkla beraber tümden değişmiştir .  

Diyorum ki , Türkiye’nin bu bayat fikirli adamlar ve onların koftiden beklentileri için feda edebileceği nesilleri kalmamıştır artık , biliyorum ve ısrarla söylüyorum , milletin , siz insanlığın deyiverin , başına gelebilecek en büyük felaket , gerçekleri , gazetecilerin ağzından öğrenmek zorunda kalmasıdır , artık . Türkiye , yarım akıllı demokrattan ve tüccardan geçinmecilerin ellerine emanet edilemez , edilirse ortaçağdayız  , bu kesin .   
Ağaç varsa muhakkak gölgesi de olacaktır , şüphemiz yok , bu kaçınılmazdır ve ağacın tercihine de bağlı değildir , bu bilimdir , aksine mucize diyoruz , metafizik . O halde bizim işimiz de gölgelere bakmak olsun , işte sn. Babahan , gölgesiz ağaç misali dikiliyor karşımızda , pek ihtişamlı , dallanıp budaklanmış kolları , yaprakları ışıl ışıl , göğü de dolduruyor cüssesi , lakin pek düşünceli , mistik  bir hale geçirilmiş tepesine üstelik . Ama  gölgesin de kimseciklerin serinleyip dinlenmesine izin verilmeyen bir ağaca dönüştüğünü fark edebiliyorum artık , şövalyeler denli bencil,bir ormanda yaşadığından habersiz ,içi çürümüş,tam ateşlik odun kıvamında .

Artık  eminim ve utanarak söylüyorum  , vakti geldiğinde emekçinin tepesine çıkamayacak adamı , ustabaşı yapmıyorlar .  Hani özgürlüklerimiz için bel bağladığımız tüccarlar hakkında, gölgesinin para edeceğini bilselerdi tüm ormanı satarlardı , yollu söylüyorlardı ya , işte tam ordayız .

      

1

Sezar Yada Despotizm

Cuma, Hazirane 15, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


"Sezar doğarken ölen annesinin karnını kesmek suretiyle doğurtulduğu için "kesilip alınan" anlamına gelen "Ceasar" adını aldığı iddia edilir. Yani bugünkü sezaryen işleminin isim babasıdır.

Sezar'dan sonra gelen imparatorlar bile Romalı olmamalarına rağmen Sezar ismini kullanmaya başlamıştır. Zamanla Sezar kelimesi denizlerin ve karaların tek hakimi anlamını kazanmıştır. Alman İmparatorları, 20. yüzyıl başına kadar "kayzer" ünvanını kullanmışlardır.

Sezar, doğduğu ay Temmuza, aile adı olan Juli(us) ismini vermiştir. Bir çok dildeki takvimde temmuz (İng. July: Temmuz), hâlâ bu isimle ilgilidir.

Pompei İle Kurulan Dostluk Bağı Sonrası Sezar'ın Hayatı ve Roma

Pompei Roma'da kalıp senatoya hakim olacak Ceasar da devletin sınırlarını korumak ve genişletmek amacıyla askerî komutayı ele alacaktır. Yaklaşık 6 yıl süren sefer sonucunda bütün Galya'yı tek bayrak altında toplamayı başaran Galya kralı Vercingetorix'i mağlub eder. Vercingetorix'in Ceasar'a teslim olduğu haberi tüm Roma'ya yayılır ve halkın Sezar'a olan sevgisi artar.

Sezar, Galya'da elde ettiği ganimetlerin bir kısmını halka dağıtır. Bu olay Roma senatosunu Sezar'a karşı cephe aldırır. Senato zamanla Pompei etkiler ve Sezar'a zamanla sırt dönmesini sağlar. Sezar ordusunun büyük çoğunluğunu Galya'da bırakarak sadece 13. lejyonuyla İtalya'ya girer. Pompei ve senatonun büyük çoğunluğu Yunanistan'a kaçar. Fakat Sezar, Yunanistan'daki savaşlar sonucu eski dostunu yenilgiye uğratır.

Pompei'nin destekçilerinden Scipio ve Cato'yu da Kuzey Afrika'da yenen Sezar Roma'ya tek mutlak güç olarak döner. Zamanla kendini senatoya diktatör olarak ilan ettirir. Pek çok ıslahatlar yapar. Ancak Senato'daki muhafazakâr cumhuriyetçi grup, Sezar'ın Cumhuriyet karşıtı bir tiran olduğunu düşunmektedir. En sonunda aralarında manevi oğlu Brutus'ün de olduğu suikastçiler Galya Lejyonlarının Komutanı, Roma Konsülü, Diktatör Gaius Julius Sezar'ı senato girişinde Pompeius heykelinin yanında hançerleyerek öldürür. Öldüren kişilerin başını çeken Brutus ve Cassias kaçmalarına rağmen Roma ordusuna karşı savaşırlar, ancak savaşın bitmesi üzerine her ikisi de intihar eder.

Ölümünden sonra başta katiller affedilir ancak Caesar'ın parasının büyük bölümünü halka bıraktığı anlaşılınca Brutus ve arkadaşları Romalılar'ın tepkisini üzerlerine çekerler ve Yunanistan'a kaçmak zorunda kalırlar.Sezar Roma'nın tek hakimi olunca bütün düşmanlarını İspanya ve Yunanistan'da kılıçtan geçirir." *


* alıntı , http://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%BCl_Sezar



 



Ortaçağ'a Dönüş : Bir Jean d'Arc Denemesi

Perşembe, Hazirane 14, 2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"Size ömrünün bir kısmı yurt dışında geçmiş bir başka genç hanımdan söz etmek istiyorum. İsmi, Suna Vidinli. 1979 doğumlu olan Vidinli; Üsküdar Amerikan Koleji ni bitirdikten sonra Georgetown Üniversitesi'nde siyaset bilimi okur. Harvard Üniversitesi'nde Orta Doğu üzerine master yapar, İngilizce, İtalyanca, Arapça bilen bu genç hanım Birleşmiş Milletler'de ve CNN International New York bürosunda stajyer olarak çalışır. Bir yarı yıl tatilinde Türkiye'ye gelir. Televizyonda Reha Muhtar'ın Ateş Hattı programında "Ermeni Soykırımı" tartışılmaktadır. Telefonla programa bağlanır ve Fransız parlamenter François Rochebloine ile girdiği tartışma ile dikkatleri üzerine çeker...
Vidinli, yaklaşık bir buçuk yıldır "Kanal D Haber"in dış haberler editörlüğünü yapıyor, haftanın üç günü "Suna Vidinli ile iyi geceler Türkiye" ile ekrana geliyor. 8 yıl bale yapan, lisanslı bir yelkenci olan ve gitar çalabilen bu hanım gecenin o saatinde mesela Libya lideri Kaddafi ile canlı yayında bağlantılar yapıyor ve şahane reytingler alıyor. Yani birikim, yetenek ve çalışkanlıkla örülü bir yumak... Peki Türkiye onu nasıl tanıyor? Kanal D'de geceleri haber sunan ufak tefek şehla kız!
Hatta bazdan her zamanki gibi ne söylediğine, nasıl söylediğine dikkatlerini yönlendiremediklerinden; ne giydiği, neden gözlük taktiği, nereye baktığı gibi konular üzerinde dolanıyorlar. Ama Suna Vidinli muhteşem bir iş çıkararak bunlara muhteşem bir yanıt veriyor " , diyordu İclal Aydın Vatan Gazetesi' de yayımlanan (26-02-2004) yazısında . Demek ki alıştırma ya da hazırlama , ta o vakitlerde çoktan başlamış bulunuyordu , artık tamamlanmış , hazır hale getirilmiştir . Öte yandan bn. Aydın falı iyi açmış , diye de yorumlayabiliyoruz .


Meseleyi ,  birilerinin , bu elitist kariyerin tesadüfler eseri ortaya çıkarıldığına inanmazı beklemesi şeklinde formüle edebiliyoruz o halde , veriler ortadadır ve çabaların sonunda gelinen nokta şaşırtıcı olmanın bir hayli  uzağındadır . Şimdilerde hanımefendi büyümüş  , yeni adıyla DP' nin vekil listelerinden seçime birinci sıradan girmeyi başarmıştır , oysa Samsun vilayetinin bu parlak kariyer üzerindeki etkileri hala meçhuldür . Denilebilir ki , Samsun tam da değişimin başladığı yeri ifade etmektedir,ama 19 Mayıs'lar çoktan geride kalmıştır, gitar çalabilen , balerincilik  ve lisanlı yelkencilik  edebilen bir bayanın meziyetleri , herşeyin , hatta politik beklentilerin üzerine bile çıkabilmektedir ; ve anlaşılan meziyetler , ki korsakof hallicedir , efendisini her yere götürebilmektedir .


Öte yandan ardı ardına sıralandığında destansı bir manzumeye dönüşen bu lisans ve yükseklisans seramonisinin yetersizliği de ortadadır , hanımefendinin hala politik bir tavra sahip olduğunu tesbit edemiyoruz bu bakımdam , ama kararsızlığını açık bir cahilliğin belirtisi olarak not alıyoruz . Öte yandan laf lafı açarken , birden , hatta mucizevi bir itirafla diyelim , pek çok partiden teklif alındığını ve içlerinden en uygununun seçildiğini de öğrenmiş bulunmaktayız . Bn. Vidinli' nin kapısında muazzam bir yığılma var ve insan umuda kapılmadan edemiyor , insan her zaman daha iyisini umut eder , bu bakımdan Vidinli umut dağıtıcısıdır,gerçekleştirilemeyecek boş hayallerin vaatçisi . Ama bir tesadüf eseri , katıldığı bir siyasi-eğlence programında , hanımefendi , sanki övünülesi bir meziyetmiş gibi , bu belirsizliğini ya da kararsızlığını ya da her tarafa yatkınlığını açık yüreklilikle ifade etmiştir ( Bu Sizi İlgilendiriyor , NTV , 13 Haziran , 07 ) . Demek ki siyasi partiler bir fark görmüyorlar , istedikleri kossakoff'luk halidir .


Tercih nedenlerinin muğlak ve pek fazla kişisell bulunduğu  durumlarda , tanımlanabilen bir rahatsızlığı tesbit etmek teorik anlamda mümkündür . Demek ki , Georgetown Üniversitesin'de ki okuma günleri ve beyin yıkama münazaraları , anladığımız ve beklediğimiz anlamda bilimsel bir kavram yaratmanın çok uzağındadır , yoksa  bazı us'lar üzerinde siyasi bir ekol oluşturabilmenin pekte mümkün bulunmadığı açıktır demek zorundayız , ki hakaret olarak algılanmamalıdır.


Aynı belirsizlikler
, "ne yaptığını biliyorum ama orda neler oluyor emin değilim" durumu üzerine inşa edilen görkemli özgüvencilik ve korsakof ' luk  hali , bn. Vidin'li de fazlasıyla baskın bir hal almış bu geçen yıllar içinde  .  Evvel AKP ' ye de yakınlaşabileceği yollu gazete haberlerinden sızan koku , bu anlamdadır  ve politik bir vitrin oluşturubilmenin bir sonucudur  . Böylece DP , her alanda öncü bulunduğu gibi , bir kez daha feminen korsakoff devrine girmiş bulunuyor .


Artık Ortaçağ'dayız , tastamam o çağın göbeğinde , Jeanne d'Arc ' lar demir zırhların içinde savaş meydanlarına salınmış ve onları yaratıp kutsayan medyatik senyörler de kale gibi örülmüş plazalarından savaşı yönlendirmektedirler . Bir farkla , Ortaçağ ' da ki Jean d'Arc' ın  kariyeri mistik travmalar üzerinde yükselirken habire ölümü ve korkuyu yüceltiyordu , azizeliği ölümünden çok sonraya denk gelir , artık kariyerlerini mistik bir kalkan gibi üzerlerine geçiriyor ve podyumda yürüyen manken zarafetiyle bilmedikleri ama biliyormuş gibi yaptıkları şeyler hakkında ahkam kesiyorlar . Ölümü ve korkuyu yüceltiyorlar ya yine ,  işte  bu halleriyle daha tehlikelidirler .