Doğa Felsefesi : Aydınlanmanın Yeni Yüzü
Cuma, Hazirane 15, 2007 tarihinde yazıldı.Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"Doğa Topluluğu olarak bu sunuşumuzla "Doğa Felsefesi" başlığı altında
ilk insandan günümüze kadar insanların doğaya bakış açılarını inceleyeceğiz.
İnsanların doğaya bakış açıları, çevre şartlarına, geçirdikleri aşamalara,
bilgi seviyelerine, sahip oldukları teknolojiye ve toplumsal yapının egemen
görüşlerine göre degiştiğinden ilk insandan günümüze kadar geçen süreci tarihsel,
toplumsal, ekonomik ve teknolojik gelişmeler yönünden inceleyeceğiz. Böylece
insanların doğayı nasıl algıladıklarını ve neden o şekilde algıladıklarını
anlamaya çalışacağız.
Öncelikle neden "Çevre Felsefesi" adlı bir kitaptan yararlandığımız
halde sunuşumuz için çevre felsefesi değil de doğa felsefesi başlığını
kullandığımız'ı açıklamak istiyoruz. Bizce çevre terimi, insan ile insan
olmayan ayrımı yaparak insanin doğa ile bütünlüğünü göz ardı etmiştir. Oysa
doğa terimi, insani doğa nin bir parçasi olarak kabul eder ve bu bütünlüğü
vurgular. Bu nedenle kendimize ve doğaya doğru yaptığımız bu yolculuğu, çevre
degil de doga felsefesi adı altı nda sunmayı doğru bulduk.
Ilk insan topluluklarının doğaya bakış açılarından başlarsak, onlar tam
anlamıyla doğanın bir parçasıydı. Acıkınca yemek ararlar, tehlikeyle
karşılaşınca kaçarlar yani yaşamlarını ve ırklarını devam ettirme güdüleriyle
yaşarlardı. Bilgi düzeyleri yetersiz olduğundan doğaya etki edemedikleri gibi
doğrudan doganın etkisi altında idiler. Dolayısıyla doğanın kurallarına uyarak
doğal bir hayat yaşadılar. Fakat zaman içerisinde insanın doğa ile olan
bütünlüğü ortadan kalkmaya başladı. Peki neden insan doğadan koptu? Çünkü insan
biyolojik evrim sonucunda kendine dışarıdan bakabileceği, duygulardan uzak
,mantık kurallarına baglı bir beyine sahip oldu. Bu beyin ona kendini
savunmasında ve barınmasında etkinleşme şansını verdi. Insanoğlu kapasitesinin
farkına vardı ve bilgi düzeyinin arttırmasıyla organik toplumlarda bir değişim
süreci başladı. Avcilik ile insan doğa karşısında etkili olabildiğini gördü.
Ayrica şehirlerin ortaya çıkısı toplumsal yapı nın kökünden sarsılmasına neden
oldu. Varolan kadın-erkek eşıtlıgının erkek lehine degişmesini sağladı. Evde de
ekonomide de toplumsal işbölümü geleneksel eşitlikçi özelliğini kaybetti ve
hiyerarşik bir şekil kazanmaya basladı. Bu durum yalnızca toplumsal alanda
etkili olmakla kalmadı; aynı zamanda insan doğa ayrımının daha da
belirginleğmesine neden oldu.
Ilk çaglarda özellikle Yunanli filozoflar doga üzerinde yogun bir sekild e
düsünmeye basladilar. Dogayi ve insanin doga içerisindeki yerini kavramaya çal
istilar. Karmasayi, düzensizligi ve vahsi yaban hayatini temsil eden dogaya
kars i, düzenlilige, birlige, uyuma ve süreklilige sahip "polisler",
ilkçag Yunan top lumlarinda insanlarin yasadigi korunakli, güvenli ve korunmasi
gereken sehir dev letleriydi. Yani insan mücadele içinde oldugu dogadan ayri ve
kopuktu. Feodalizm in hakim oldugu Ortaçag'da insanin dogayi algilayisinda pek
bir degisiklik olmad i. Sehir devletleri imparatorluklara, sahip oldugu
tebaasini ve dogayi daha sist emli ve verimli sömüren devasa devletlere,
dönüstü. Fakat aydinlanma dönemi doga yi algilayis açisindan bir dönemeçti.
Çünkü "mekanist görüsü" gelistirdi. Aydinlanma ile somut var olana
yöneldi insanoglu. Dogada kesfettigi fizi ksel yasalari varolusun tamamina
yaymayi denedi. 19. Yüzyilda teknolojide sagla digi olaganüstü ilerlemeler ile
doga karsisinda artik çok daha etken bir ögeydi. Bir yandan dogayi çok iyi
isleyen bir makine olarak algilarken, diger yandan bu makinenin çarklarini
istedigi gibi döndürebilecek bir güce erismisti. Artik dog a karsisindaki
güçsüzlügü yüzünden üretip, sonra da kaçip sigindigi akil disi, b üyüye ait,
soyut açiklamalara ihtiyaci kalmiyordu.
Rönesansla büyük bir ivmeyle baslayan bilimsel ve teknolojik gelismeyi h ayata
uygulamak için; zamanin egemen, soyut baski araçlarina (dinler, bos inanla r,
soyluluk mitleri, dogaüstü güçler) karsi mücadele etmek gerekiyordu. Yasam ka
litesini görece bir biçimde yükselten yeniler, eskilerin yerini alirken, etkili
olan soyut dünya, materyalist bir mantik yürütme, somut gözlem sonucu külliyen
l av ediliyor, bu yeniler asirlardan beri duran ve geriye giden ilerlemenin yol
aç tigi bilgi açligi sonucu varolan hakli-haksiz, soyut-somut her seyin yerini
alip , gidilecek ,varolan tek yol olarak sunuluyordu.
Newton elmanin yere düsme nedenini buluyordu ama sorularini sorgulama yö
ntemiyle (somut,deney-gözlem) siniyordu. Bunu da "Nasil?" sorusunu
sorarak yapi yordu. Artik "Neden?" sorusuna gerek kalmamisti.,nasilsa
"Nasil" sorusu cevapla niyordu. Bu soru-cevap zinciri her seyi
çözebilirdi. Dünyadaki varolus salt elma nin yere düsüsündeki fiziksel
gerçeklikle, "Nasil" sorusuna cevap verilerek çözü lebilirdi.
Bacon, "Bilgi kuvvettir, bilgiye dayali sanatlar (teknoloji) insana en y
ararli sanatlardir." deyip, insanoglunun estetik haz almak için yaptigi
sanati f aydasiz bulup, teknolojiye yönlendiriyordu. Insan bu açtigi yeni yolda
yürümeliy di , hatta kosmaliydi. Asirlarin dayattigi cehalet ve güçsüzlük
tahakkümü sona e rmeliydi, erecekti de. Ama elde etmenin yolunu buldugu bilgi
ve ona dayali sanat lar-teknoloji- onun kontrolünden ve araç olma sifatindan
çikip, insanoglunu yöne tmeye, onun amaci olmaya ve ona dogal varolusunun
disinda gücünün yettigi kadar yapay bir dünya kurmaya çalisacakti. Tabii ki
akli sayesinde elde ettigi bilgile re dayanan ve hayatini kolaylastiran
teknolojisi olmaliydi, ama bunu varolusunun gerektirdigi,açikça gösterdigi
"dogayla bütün, doganin parçasi olma" halinden u zaklasmamaliydi.
Ulastigi bilgi seviyesini, bu ilerlemesini borçlu oldugu akliyl a olumlu,
üretici, dogaya yani kendine zarar vermeyen bir teknolojiye dönüstüreb ilirdi.
Descartes, dogayi "Hakim ve sahip olunacak" bir sey olarak tanimliyordu.
Evet insan artik dogaya; aslinda parçasi oldugu ve/veya olmak zorunda oldugu bü
tüne bencil,faydaci egilimleriyle yaklasmaliydi. Çünkü artik gücü vardi. Ama
ona o gücü veren doga, ondan neden daha güçlü olmasin?!
Zamanin yeni gelisen vahsi-kapitalist ekonomileri ve çökmeye yaklasan im
paratorluklari bu yeni sanattan yikici bir rekabet içinde yararlandilar. Yeni s
ömürgeler buldular,insani feodal düzenden çikarip, çalisan ve kar üreten
fabrika larin çarklari yaptilar. Insanoglu dogal varolusundan apayri bir dünya
içinde, h ayatta ve üstün olmak için hakim,sahip,kullanici olacagi objeler
aradi. Bunun iç in dogayi yasama alanini fütursuzca, açlikla, inanilmaz bir
dengesizlik içinde d elilige varan panik haliyle sömürüp, kendine yani dogaya
yabancilasti. Sayisal, somut, mekanik hesaplar,olgular ve olaylar dünyasina
sömürecegi "doga" bitene ka dar kapandi.
Bu gidis için egemen soyut anlayis ile yapilan mücadelede ilerleme fikri nin,
her alana uygulanacagina dair düsünce de etkin bir sekilde ileri sürüldü. C
omte'nun entelektüel gelismeye iliskin "üç hal kanunu", Hegel'in
"Tin'in kendi bilincine varis sürecinin geçirdigi asamalar kurami",
Marx'in "üretim biçimlerin in ilkel-komünal toplumdan komünizme dogru
gelismesi" görüsü; Concordet'in "insa n zekasi onun
ilerlemesine" iliskin gelistirdigi tarihsel sema, ilerleme fikrini n
degisik kompozisyonlaridir. Böylece her alanda rasyonalite kullanilip, her sey
bu yeniye adapte edilebilirdi. (Weber'e göre rasyonalite: Herseyin hesaplanabil
ir hale getirilmesi,verimlilik-iki nokta üzerindeki en kisa hattin kullanimi-,
d imistifikasyon-akildisi, büyüye ait her seyin reddedilmesi-)
Ilerleme
görüsünün en iyimser temsilcisi Concordet, her alanda bilimsel ilerlemenin
kullanilabilecegini vurgular. Bilgilenen insan, sürekli ilerlemenin getirecegi
sorunlari, yine ilerlemenin kazandiracagi rasyonel ,bilimsel bilgi gü cü ile
kavusturacakti. Artan nüfus sorununu çözebilirdi. Bilimsel ilerlemeyle ah laki
ilerlemeyi saglayabilir ve dogrularin yapilacagi mutlu dünyaya ulasabilirdi .
Doganin bir siniri vardi, ama elindeki yeni, sihirli güç ile insan bu sinirli
dünyayi verimli kullanabilirdi. Sinir ona göre 1800'lü yillara çok uzakti.
Mekanist mantiktan yola çikarsak, bir amacin, eregin olmadigi Nasil so rusunun
degil, Neden sorusunun önem kazandigi, bütün somut olmayanin lav edildig i
kaskati bir dünyaya çikariz. Bu estetik kaygidan apayri, yok ettigi soyut teme
llere dayanan etigin yerine bir sey koymayan bilimsel mekanist görüs, insanin
çi karlarina, isteklerine olumlu-olumsuz ayrimi yapmadan destek, güç veriyor.
Insani ya da var olusu ruh ve madde diye ayirip insan-doga uçurumunu aça rak,
bütünselligi bozup, karsitliklar ve çikar iliskileri koyan mekanist insan b ir
canavar degil, aydinlanmanin isigindan körlesen bir bilgiye susamistir.
Mekanist görüsün dogaya yaklasimi günümüzde çevre felaketleri olarak nit
elendirilen sonuçlara-sorunlara yol açti. Çevre sorunlarinin artmasi insanlarin
bir yerlerde yanlis yaptigini gö stermekteydi. Bu yanlislarin tespit edilmesi
ve dogru çözümlerin üretilmesi gere kiyordu. Böylece mekanist görüse alternatif
olan ekolojik görüs ortaya çikti. Bu görüsü savunanlara göre, çevre
sorunlarinin köklü çözümü için, insanlari dogayl a yanlis iliski kurmaya sevk
eden dogaya iliskin kavramlari,fikirleri, duygulari ,yasantilari, kültürel
degerleri ve yasam tarzlarini derinligine ele alip incele meleri,elestirmeleri
ve onlara alternatifler gelistirmeleri gerekiyordu. Ekolojik görüs, büyük
varlik zinciri,romantizm,mistisizm ve animizm gibi görüs v e geleneklere;
biyoloji ve ekoloji gibi bilimlere; Darwin'in evrim kurami ve Mal thusçuluk
gibi bilimsel görüslere dayanir. Simdi bu görüsleri tek tek inceleyeli m.
Varlik zinciri anlayisi Platon'a kadar dayanir ve evrenin organik kuru lusu
zincir hakkinda bilgi verir. Bu görüse göre yasam her birinin bütün için ha
yati önem tasidigi fakat kendi içinde hiyerarsik bir dizilime sahip olan
halkala rdan olusur. Canli ya da cansiz herhangi bir halkanin yok olmasi,
zincirin kopma sina neden olacaktir. Pope siirinde bu düsünceyi oldukça güzel
ifade etmistir. ^
"Doganin zincirinden hangi halkayi koparirsaniz,onuncu olsun, onbirinci
olsun farketmez, kiriliverir zincir. Asamali sistemler, saskinlik veren o bütün
e uyarak,hep birbirleri gibi yuvarlanip giderlerken en küçük bir karisiklik
koca bir sistemi yikmakla kalmaz, bütünü de yikar. Yer dengesini yitirir firlar
yörü ngesinden; gezegenler, günesler yasasiz kosarlar gökyüzünde, yönetici
melekler g öklerinden ugrarlar;varlik varlik üstüne, dünya dünya üstüne
yigilir."^
Fakat dinozorlarin yok olmasina ragmen zincirin kirilmamasi ikilem yara tmis ve
buradan doganin olanaklarinin kendini zaman içinde gerçeklestirdigi fikr
ine,yani evrim kuramina varilmasini saglamistir. Ekolojik görüs varlik zinciri
fikri ile birçok noktada uyusmasina ragmen hiyerarsi fikrini reddeder.
Bu kesisme noktalarini söyle özetleyebiliriz: ( Ekolojinin temel ilkelerinden
olan ekolojik çesitlilik fikri,varlik zinc irindeki çesitlilik ve farkliligin
degerli oldugu görüsüyle örtüsür. ( Zincirdeki her halka sürekliligin
saglanabilmesi için karsilikli olarak b irbirine baglidir. E.G. açisindan da
doganin her parçasi çok önemlidir.(orman ka dar bataklik) ( Zincirde bütünlügü
saglayan evrensel ruh ekolojik görüste enerji olarak karsiligini bulur.(Içkin
güç artan ekosistemleri olusturur.) ( Zincir fikrinde ekosistem anlayisinda
oldugu gibi bütün hem organik hem inorganik varliklari içerir. ( Ekolojik görüs
dikey hiyerarsiye dayanan,av avci iliskisini içeren besin zinciri yerine yatay
olan besin agi kavramini kullanir. Yine de hiyerarsi fikri ni içerdigi için
varlik zinciri düsüncesiyle uyusur..
Ekolojik görüsün dayandigi bir baska temel romantizmdir.
Romantizme gelince romantikler mekanist görüsün hem evren hem insan beti
mlemesini reddeder. Romantiklerden Carlyle'a göre 18. Yy' in özelligi
süphecilik ve manevi felçtir ve söyle bir yorum yapar: "Bu ilahi Evren,
bir takim motorlar, frenler, balanslar ve daha kimbilir nelerle hareket eden
ölü bir buhar makinesi olmustur. Kendi icat ettigi boga ta rafindan yutularak
onun karninda ölen Phalaris durumuna düsmüstür insan." Aydin lanma
filozoflari tarafindan yüceltilen akil,romantiklere göre yapay ve empoze e
dilmis ayirimlara götürür insani. Onlara göre gerçege ulasmak için akil yerine
s ezgilerimize,insan ürünü seylere degil dogaya bakarak edilgen bir sekilde
ondan etkilenmeye açik olmak gerekir. Bilim ve sanatin kisir yapraklari
kapatilip seyr eden ve alici bir yürekle dogaya yönelinmelidir.
Ekolojinin dayandigi geleneklerden bir digeri olan mistik gelenekler ins an
merkezci degil varlik merkezcidir. Insan diger varliklarin efendisi degil onl
arin arasinda bir varliktir.
Ekolojik görüsün bilimsel kökenlerinden biri olan Malthusçuluk, mekanist
görüsün tersine doganin sinirli oldugu, belli bir tasima kapasitesi oldugu düsü
ncesini savunur. Bu da ekolojinin temel kavramlarindan biridir.
Darwin de evrim kuraminda ekosistemdeki canlilarin karsilikli bagimlilig ina ve
besin agina dikkati çekmis ve ekolojide önemli yer tutan tasima kapasites i
kavramini kullanmistir. Dogada iyilikle kötülügün bir arada bulundugunu,canlil
ar arasindaki savasin ve açliktan ölümlerin de güzellikler için var olmasi
gerek tigini belirtmistir.
Simdi de ekolojik görüsün temeli olan ekoloji bilimine ve ilkelerine bir göz
atalim. Ekoloji,organizmalari çevreyle iliskileri içinde inceleyen bilimdir ve
belli basli ilkelere dayanir. Ekolojik görüs, bu ilkeleri genellikle dogru ol
arak kabul eder ve pek tartismaz. Ekolojinin baslica ilkeleri sunlardir:
1. Doganin bütünlügü ilkesi:
Dogada her sey birbirine baglidir. Çevreye yapilan her seyin baska yer ve
zamanlarda yan etkileri olacaktir. Bu etkilerin tümünü ö nceden görmek pratik
olarak olanaksizdir.
2. Doganin sinirliligi ilkesi:
Çevre ve yenilenemez kaynaklar sinirlidir. Kayna klarin tükenmesini önlemek
için,kullanilan kaynaklar yeniden kullanilmalidir. Ay rica çevrenin atiklari,
kirliligi tolere etme kapasitesi de sinirlidir. Bu sinir bir çok yerde
asilmistir. Bunun bazi sonuçlari önceden bilinebilir, bazilari bi linemez. Bu
etkiler çevrede önemli degisikliklere yol açtigindan ve organizmalar varolan
kosullara göre evrildiginden, çevrede yasayan canlilar için kötü sonuçl ar
ortaya çikar.
3. Doganin özdenetimi ilkesi: Ekosistem, kendi isleyisini düzenler; ögelerini d
engede tutar; popülasyon denetimi yapar
4. Artan nüfus çevre sorunlarini sadece
agirlastirabilir ilkesi: Sabit bir nüfu sun yasam standardinda bir
artis, sinirli kaynaklarin kullanilmasinda; çevrenin tahribinde, pislikle
dolmasinda bir artis demektir.
5. Doganin çesitliligi ilkesi ya da
çesitlilikte keramet vardir ilkesi: Karmas ik ekosistemler, yalin
ekosistemlerden daha istikrarlidir.
6. Dogaya karsi elde edilen her
basarinin bir bedeli vardir ya da bedelsiz yar ar olmaz ilkesi.
7. Doganin geri tepmesi ilkesi:
Dogaya karsi kazanilan zafer bir süre sonra ye nilgiye dönüsür. Doga öç alir.
8. En uzun çözümü doga bulmustur
ilkesi: Ekosistemin dengeli durumu dogal evri m sonucunda bulunan en
uygun çözümdür. Insan müdahalesinin yarar saglama olasili gi riskinden
küçüktür. Genis kapsamli sonuçlari olan insan eylemleri geri gelmey ecek
kayiplara yol açar.
9. Doga ile birlikte gitme ilkesi:
Örnegin, tarim zararlilarini böcek ilaci ku llanarak degil (çünkü zararsiz
canlilari da öldürüyorlar) zararlilari kendi doga l düsmanlari yoluyla
öldürmek, topragin azotunu kimyasal gübre kullanarak degil, baklagiller ekerek
arttirmak gibi doganin isleyisine uygun yöntemler gelistirme k gerekir.
Bu kisimda ise ekolojik görüsün temel felsefi sorunlara bakisini çesitli ba
sliklar altinda inceleyecegiz.
Ilerleme elestirisi ve teknoloji karsitligi Aydinlanma ile ortaya çikan sonsuz
ilerleme fikri doganin ilerlemeye bir sinir koymadigini varsayiyordu. Fakat
bugün dogal türlerin ortadan kalkmasi fosil yakitarin bitmek üzere olmasi,
kirlenmenin hizli yayilmasi, ekolojik döng ülerin bozulmasi, biyolojik
çesitliligi azaltan monokültürün ve kimyasal böcek ö ldürücülerin yayginlasmasi
tarihsel ilerlemenin bir sinirla karsilastigini göste rmektedir. Dolayisiyla
eko-filozoflar sonsuz ilerlemeye karsidirlar ve teknoloji ye kurtarici bir
misyon yükleyen Bacon ve Descartes'in ya da aydinlanmacilarin i zinden degil,
teknolojiyi bir kötülük olarak gören Rousseau'nun ve romantiklerin izinden
giderler. Bu filozoflarin bir kismi çevre için zararsiz, insani baski a ltina
almayan yumusak yada küçük ölçekli teknolojiyi önerirken; digerleri her tü r
teknolojiyi reddederek magara yasamina dönmeyi önerirler. Büyük ölçekli teknol
oji ile küçük ölçekli teknoloji arasinda ayrim yaparlar. Küçük ölçekli
teknoloji , el altindaki dogal enerjilerle (örnegin rüzgar gücü, insan gücü, su
gücü ile) ve materyallerle (agaç, tas, mermer, yün vs ile) çalisir. Sofistike,
kuramsal bi lgiye degil, daha çok sezgisel bilgiye dayanir. Insani etken kilar.
Zanaatçi ürü ne kendi kisiligini de katabilir. Üreticinin ürüne yabancilasmasi
söz konusu deg ildir. Doganin düzenine müdahale yoktur, sadece olagelen dogal
süreçlerden yaral anilir. Büyük ölçekli teknoloji ise, dogada hazir bulunmayan
soyut enerjileri ve yapay materyalleri kullanir. Bilisel kuramsal bilgiye
dayanir. Bu tür teknoloji nin ideali, gittikçe daha mükemmel ve birbirine
benzeyen çok sayida nesne üretme ktir. Amaci, etkililik, güç ve kardir. Üretim
süreci son derece küçük parçalara ayrilmistir ve her bir isçi ürünün sadece çok
küçük bir parçasini üretir. Bu tür teknoloji dogal süreçleri altüst edebilecek
sonuçlara yol açabilir. Büyük ölçekli teknolojiye yöneltilen elestiriler,
hümanist ve çevresel o lmak üzere iki gruba ayrilir. Hümanist açidan yöneltilen
elestiriler daha çok te knolojinin giderek insanin ellerini ve beynini gereksiz
hale getirmesi, insani e dilgenlestirmesi, üretim sürecinde insiyatiften yoksun
bir disli haline getirmes i, kendini gerçeklestirmesine ve yaratici güçlerini
kullanmasina olanak vermemes i ve insanin çalismadan aldigi zevki azaltmasi
üzerinde odaklanir. Ekoljik açida n ise, büyük ölçekli teknoloji dogada yabanci
bir cisim gibidir. Dogal süreçlere insan düzenini empoze eder, insanin doga
üzerindeki hakimiyetini arttirir ve bu basli basina kötü bir seydir.
Varlik sorunu
Mekanik dünya görüsünde evren yapilip tamamlanmis, belirli bir yapi kaza nmis
ve yasalara göre isleyen, kendi içine kapali bir makine olarak betimlenirke n,
ekolojik görüste doga, evrilen bir süreç olarak görülür. Doga bir süreç olara k
görüldügünde onun yönünü, eregini, dolayisiyla, olaylarin niçinini sormak anla
mli hale gelir. Ekolojik görüs bu baglamda dogaya erek, zeka ve niyet atfeder.
E vrenin olusumun, canlilarin ( bu arada insanin ) ortaya çikisinin atomlarin
rast lantisal düzenlemesi sonucu degil, belli bir amaç ve plan dahilinde
oldugunu idd ia eder. Doganin büyüklügü, karmasikligi, görkemi ona kutsallik
atfedilmesini sa glar. Doga, yaraticiyi kendi içinde tasidigindan doga-
dogaüstü, Tanri- doga, ku tsal- kutsal olmayan ayrimlari ortadan kalkar, ayni
gerçekligin iki yüzü yada de gisik tezahürleri haline gelirler (mistisizm).
Ekolojik görüs açisindan doga içinde sadece degismelerin oldugu evrilen bir
süreç degil ayni zamanda belirli bir anda istikrari ve yapisi olan bir süreç
tir. Bu görüse göre ögeler geri planda kalir, baglantilar ön plana çikar. Tek
te k nesneler atomcu görüste oldugu gibi ayrik, kapali bilimler olarak degil,
birbi rine bagli, birbirinin devami veya uzantisi olarak görülürler. Ayrica
dünya sade ce üzerinde canlilar bulunan cansiz bir varlik degil, kendisi de
canli bir süper organizmadir. Dünya, üzerindeki canlilari, canlilar da onu
etkileyerek evrilirl er. Doga makine modeline göre degil, organizma modeline
göre algilanir. Dolayisi yla doga insana yabaci ve ilgisiz bir güç olmaktan
çikar, romantizmin dogasi gib i, "konusan, bilen, ihtiyaçlari olan, aci
çeken, paylasan, ifade eden, büyüyen, öç alan bir güç haline gelir.
Insan-doga
Ekoloji insani dogaya karsit degil, doganin içinde ve onun bir parças i olarak
görür. Eko-felsefenin basta gelen çabalarindan biri,insani fiziksel-kim yasal
süreçlere indirgemeden insan doga karsitligini ortadan kaldirmak,insani ol an
özelliklere dogada bir yer açmak ve insani bir makine olarak degil, insan ol
arak doganin bir parçasi yapmaktir. O ekosistemdeki enerji akisinda bir devre,
b esin zincirinde bir halka, yasam aginda bir dügümdür. "
Nisan 98 Samsun,19 Mayıs Universitesi .
http://www.felsefe.gen.tr/doga_felsefesi.asp
0 yorum yazılmıştır